Azerbaycan’da Neler Oluyor

Azerbaycan’da insan hakları ihlalleri ve başörtüsüne yönelik baskıyı gündeme getirmek ve Türkiye’den “yalnız değilsiniz” sesi vermek için 11 Mayıs 2012’de “Kudüs TV” özel bir yayına imza attı. Sekiz saat süren ve Kudüs TV Haber Müdürü Arzu Erdoğral’ın sunduğu programda, Azerbaycan’da yaşananlar bütün yönleriyle; siyasetçisinden gazetecilere kadar birçok isim tarafından masaya yatırıldı.
Azerbaycan’daki inaçlı insanlara ve muhalif düzlemde duruş sergileyen herkese yönelik ardı kesilmeyen zulümler, bilhassa hicab yasağı; keyfiyetimizi, İslami duyarlılığımızı ve kardeşlik hukuku ile alakalı vaziyetimizi gözler önüne serip bizleri sorumlu hale sokuyor.
Azerbaycan Türkiye için çok şey ifade eden bir ülkedir. Azerbaycan’a bakışımızda diğer ülkelere bakışımızdan daha farklıdır. Azerbaycan’da olan her şey Türk milletinin ilgisini çeker. Merhum Ebulfez Elçibey’in “Tek Millet, İki Devlet” sloganıyla taçlandırılan ilişkilerimiz maalesef bugün, Türkiye’nin yürüttüğü son derece karışık ve anlaşılmaz bir Kafkas politikası yüzünden sıkıntılı boyutlardadır…
Aslında Türkiye ve Azerbaycan ilişkileri başka bir yazımızın konusudur. Bugün Azerbaycan’da yıllardır süren ilham Aliyev döneminde hızla tırmanan insan hakları ihlalleri ve muhalif düzlemde siyaset yapanlara yönelik baskı ve zulüm hakkında düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.
İslamcılık korkusuyla Türk dizilerini dahi yasaklama getiren ve “İranlılar, kadınlarını kapatırken gülüyoruz; ama insanlar, Türklerin de kadınlarını kapattıklarını görürse bu ciddiye alınabilir” endişesiyle tam gaz hicab yasağı uygulayan İlham Aliyev diktatörlük yolunda hızla yol alıyor. Demirel’in kankası olan babası Haydar Aliyev, zamanında Ebufeyz Elçibey gibi değerli bir siyaset adamının önünü kestiyse, İlham da muhalefeti bastırma konusunda gözünü budaktan esirgemiyor. Türkiye’nin de geçmişte tecrübe ettiği antidemokratik ve diktatoryal yöntemlerle çağdaş bir devlet yaratmaya çabalayan İlham Aliyev, hızla buzdağına doğru giden Titanic misali ülkesini milli ve dini tecübelerin dışında rotalara kitlemiş durumda!
Muhalif düzlemde hareket eden herkesin Sovyetlerden kalma iptidai caydırma yöntemleri ve psikolojik savaş yöntemleriyle sindirilmesi son yıllarda iyice arttı. İnsanlar sadece rejim aleyhtarlığı ya da mevcut düzene mugayir bir yaftalamalarla suçlanmıyorlar, ne kadar adi ve yüz kızartıcı suçlar varsa bunlara isnada edilmeye çalışıyorlar. Kimi narkotik ürünler bulundurmakla veya satmakla itham edilip çeşitli tuzaklarla cezaevlerine atılıyor, kimisi de ajanlıkla suçlanıyor. Hülasa bir sürü yöntem deneyerek hem muhalif kurum ve kişiler sindiriliyor hem de gözden düşürülmeye çalışılıyor.
Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası’nda temel hak ve hürriyetler ile ilgili hususlar ayrıntılı olarak belirtilmiş olmasına rağmen, insan hakları kuruluşlarının yoğun faaliyet alanına giren Azerbaycan’ın dosyası oldukça kabarık. Bu konuda geçtiğimiz yıl Mazlum-Der geniş bir rapor hazırlayıp kamuoyu ile paylaşmıştı:
1-Haksız gözaltı ve keyfi tutuklamalar, inanç ve ifade özgürlüğü alanındaki ihlaller giderek artmaktadır.…
2-Türkiye pratiğinde öğrencilerin karşılaştığı fiili yasak uygulamasına benzeyen başörtüsü/hicab yasağı hızla yayılmakta ibadet merkezlerine yönelik kiilt vurma ve yıkma eylemleri sürmektedir.
3- Ülkede şiddet eylemlerine bulaşmayan ve uluslararası normlara göre serbest faaliyet gösterme özgürlüğüne sahip olması gereken dini cemaatler kategorisinde sayılan Sünni hareketlere ülkede yaygınlık oranlarına orantılı olarak artan bir şekilde baskı kurulmaktadır.
4- Ülkede hükümeti eleştiren gazetelere yaşam hakkı tanınmamaktadır. Uluslararası Medya İzleme Komitesi (CPJ) Azerbaycan’ı bölge ülkeleri arasında gazetecilere en adaletsiz yargılama yapan ülke ilan etmiştir.
5- Ülkede dini faaliyet gösteren ve dini kimlikleri ile siyasi tercihlerini şekillendiren siyasi partiler ve yöneticileri ciddi baskı altındadır. Genel olarak muhalefetin sindirildiği Azerbaycan’da siyaset içerisinde olmayan ama muhalif durabilen, ellerinden alınmış hakları için sokak eylemi yapabilen İslami gruplarında muhalefet olarak hedef alınması ve sindirilmesine yönelik davalar halen devam etmektedir
Gelinen aşamada Azerbaycan ile; enerji, Ermeni meselesi ve Dağlık Karabağ ekseninde süren ilişkilerimize bir de “insan hakları ve demokrasi” kalemi eklemenin zamanı gelmiştir. Sokaklara çıkan muhalif hareketten biliyoruz ki, artık Türkiye’nin bu konuda da ses çıkarmasını bekleyen soydaşlarımız var.
Azerbaycan’da mili ve manevi bir birliğinin en üst düzeyde yaşanması gereken bir süreçten geçilirken, bu tip yasakçı uygulamalarla bir yere varacaklarını sananlar ve “başkalarının ellerine tutuşturdukları yol haritalarını uygulayanlar” ciddi bir gaflet ve hata içindedirler. Ülkeyi yönetenler İslam’ın milli birlik ve beraberlik için en güçlü harç olduğunu, insan hak ve özgürlüklerinin en önemli unsurunun din ve vicdan özgürlüğü olduğunu aklından çıkarmamalıdır. İnancını dillendiren insanları ve ürettiklerini tehdit olarak algılayarak Sovyet tipi bir laikliği, halkını karşına alarak Azerbaycan’da hâkim kılmayı güçlü bir siyasal ve güvenlik argümanı olduğu fikirlerini kafalarından atmalıdırlar…
Azerbaycan’yönetenler; eşitlik, adalet ve hürriyetin egemen olduğu, zulüm ve haksızlığın tamamen ortadan kalktığı bir toplum olma yolunda çaba sergilemeli, bu bozuk sicili ile yüzleşeceği ve hesap vereceği dönemlerin geleceğini unutmamalıdırlar.

You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a Reply

*

cikcik tivitır