Gazetecilik ve Örgüt Üyeliği

Bir yapıya terör örgütü demek için birkaç şart var.
Örgütlü faaliyet yürütmesi, siyasi hedefinin olması, bu hedefe şiddet, yıldırma, korkutma, provokasyon gibi yasadışı yollarla ulaşmaya çalışması gerekiyor.
Teknoloji gelişince, insan ilişkileri daha girift hale gelince, terör örgütleri de farklı arayışlara girdi.
Çünkü nihai siyasi başarı her alanda kusursuz örgütlenmeyi gerektiriyor.
Artık örgütlerin, silahlı eylem birliği, insan kaynakları, finans, medya gibi farklı hücre tipi yapılanmaları bu nedenle mevcut.
Hücre mensupları sadece ait olduğu hücre elemanlarını tanıyor, diğer hücrelerle doğrudan bir teması bulunmuyor.
Hücreler arası bağlantıyı özenle seçilmiş irtibat elemanları sağlıyor sadece.
Her hücrenin yol haritası, bir eylem planı olarak hazırlanıp o hücreye veriliyor.
Silahlı terör örgütlerinin bu anlamda en ayırıcı vasfı, bütün üyelerinin silahlı olmasının gerekmemesi.
Zira hücre tipi yapılanmalar söz konusu olduğu için silahlı eylem hücresi örgütün işlerinden sadece bir kısmını yapar.
Diğer yandan, örneğin finans hücresi bunları finanse etmekte, medya hücresi eylemler öncesinde toplumu belirli yöne kanalize eden yayınlar yapmakta veya eylemler sonrasında hedeflenen siyasi hedefe ulaşmak için manipülasyon, dezenformasyon yapabilmektedir.
Ülkemiz bu tip örgüt cennetidir.
İmparatorluk mirası üzerine kurulan ülkemizde farklı dine ve kökene sahip kozmopolit bir yapı var.
Örgütler, genellikle farklı milletleri birbirleriyle çatıştıracak stratejiler üzerinde yoğunlaşırlar. Körükledikleri kaotik ortamda siyasi hedeflerine ulaşabilecek terör örgütleri seçilmiş hükümetleri ve sivil halkı hedef alan birçok yasadışı olaya imza atarlar.
Mesela 6-7 Eylül Olayları bu örgütleri anlamada bir laboratuar gibi.
İstanbul Ekspres Gazetesi, Atatürk’ün evini Rumların yaktığı şeklinde provokatif bir haberle kitleleri sokağa dökmüştü.
Burada anahtar rol haberi yapan gazeteci ve haberi yayınlayan gazetenindir.
Dönemin Özel Harp Dairesi Başkanı Sabri Yirmibeşoğlu, 6-7 Eylül Olayları için “Mükemmel bir özel harp işiydi” demişti.
Nitekim örgüt hedefi on ikiden vurarak 27 Mayıs darbesini gerçekleştirdi.
12 Eylül öncesi Alevi-Sünni çatışması çıkarmak için yapılan koordineli haberler artık herkesin malumu.
Terör örgütleri, zamanın iletişim çağı olduğunun farkında ve çağın gereklerine uygun olarak kendilerini yeniliyorlar.
Medyanın kaldıraç göreviyle seçilmiş hükümetin yıkıldığı en başarılı ve sistemli operasyon 28 Şubat’tır.
Sonrasında Cumhuriyet Mitingleri ve 27 Nisan Süreci’nde de medya aktif zemin hazırlama rolü üstlendi.
Görüldüğü üzere örgüt tiplerine bakıldığında, artık en önemli hücrenin medya hücresi olduğu bariz.
Kitleler medya hücresi vasıtasıyla harekete geçirilmekte, birbirleriyle çatıştırılmakta ve bu şekilde oluşan kaotik ortamda örgütün silahlı eylem hücresi devreye girerek, demokratik yollardan seçilen hükümeti devirme gibi siyasi hedefi gerçekleştirmektedir.
Medya hücresi, çekirdek örgütün üyesi olmamakla birlikte amaçlarına hizmet ettiği oluşumun örgüt olduğunu bilir ve bu çerçevede davranır.
Genellikle faaliyetlerini, çekirdek hücre tarafından çerçevesi çizilen eylem planı ekseninde gerçekleştirir.
Oda TV’ye yapılan operasyonlarda ele geçirilen “Ulusal Medya Planı” bunun en açık örneği. Bu planda, örgütün medya hücresine yönelik talimatlar vardı.
Örneğin, devam etmekte olan davaların tertip olduğu, davadaki küçük hataların köpürtülerek itibarsızlaştırılması gerektiği vs…
Dolayısıyla, bu tür yapılanmalarda medya hücresi de tek şemsiye altında idare edilen bir ünitedir.
Ayrıca finans, silahlı eylem gücü gibi hücrelerle paralel ve koordineli faaliyetler yürütür…
Bu tür yapılanmalar toplumsal fay hatlarından yararlandıkları için yaptıkları “Nefret Suçu”na girer.
Hukukta bu ciddi bir suçtur.
İfade özgürlüğü her alanda genişlerken tek istisnanın “Nefret Suçları” olduğunu söylemem dünya çapında önemini anlatmaya yeter.
Türkiye’deki örgütler gerginliği artırmak amacıyla bu suçu sıkça işler.
Bu yönde maksatlı haberler yapılır.
Bu olaylar ele alındığında, bu haberleri yapanların şu anda örgüt üyeliği suçlamasıyla cezaevinde olması tesadüf değildir.
Zira medya hücresi toplumun hassasiyetini istismar ederek belli yöne kanalize etmekte ve provokatif eylemlerin fitilini ateşlemektedir.
Ülkemizde son yıllarda görülmekte olan davalar kapsamında ortaya çıkarılan eylem planlarının ortak paydası, planda belirtilen siyasi hedefe ulaşmak için medyanın aktif olarak kullanılmasının öngörülmesidir.
Görev dağılımında en kritik görev medya hücrelerine veriliyor.
Eylem planındaki talimatlara uygun olarak faaliyet gösteren hücre üyeleri, çatı yapılanmanın ve ulaşılmak istenen siyasi hedefin ve özellikle kullanılan araçların yasadışı olduğunu bilerek ve isteyerek hareket ediyor.
Anayasaya göre herkes kanun önünde eşit.
Hiçbir zümreye veya meslek grubuna bir imtiyaz tanınmadığına göre Medya mensuplarına da suç işleme yönünde verilmiş bir imtiyaz yoktur.
Zaten ceza mevzuatı silahlı örgüt üyeliği sözkonusu olduğunda bütün üyelerin silahlı olmasını şart koşmamış.
Örgüt, adı üzerinde bir kişiler topluluğu.
Aynı siyasi hedef etrafında ve örgüt yöneticisinin çizdiği işbölümüne (eylem planına) göre hareket eden illegal bir organizasyon.
Bazı hücrelerine finansman, bazı hücrelerine silahlı eylem bazı hücrelerine de yazılı propaganda görevi verilmiştir.
Gazeteciler yargılanamaz diyen Nedim’cilere ve 28 Şubat’tan tutuşanlara duyurulur…

You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a Reply

*

cikcik tivitır