Sorarlar, bir gün sorarlar” Siz de o gün bakarsınız öyle

Her olay herkes için bir imtihan. Her olay herkes için bir ders. Her olay herkes için kendi kalitesini, kendi anlam dünyasını ortaya koyma vesilesi oluyor. Türkiye’de yaşanan gündemin aşırı hızı ve yoğunluğu bu sınamaları, bu vesileleri, bu dersleri fazlasıyla karşımıza çıkarıyor. O yüzden ders almak isteyenler için Türkiye’nin siyasal ve toplumsal gündemi tam bir okul, insan kalitesinin çeşitliliğini incelemek isteyenler için tam bir gözlem laboratuarı, ibret almak isteyenler için namütenahi bir fırsatlar, ibrete gözünü kulağını kapatanlar içinse tam bir fitne alanı.
Bazen bir imtihandan başarılı bir biçimde geçenin bir sonrakinde çuvallaması da mümkün olabiliyor. Fitne her zaman aynı kılıkla çıkmıyor insanın karşısına, kılık değiştirebiliyor, tanımak için ayrı bir irfan dili gerekiyor, o dili de bilmek gerekiyor. O yüzden adına imtihan deniyor zaten hayatın. Azıcık bir teyakkuz, samimiyet, kuşkusuz hangi kılığın ardına gizlenmiş olursa olsun onu tanımaya yeterli kılabilir.
12 Eylül darbecilerinin yargı önüne çıkarılması tarihi bir olay. Bunu sağlayan 12 Eylül referandumunun karşısında bile insanlar türlü kalp devrimleriyle devinip durdular. Yargılama dolayısıyla adliyenin önünü miting alanına çevirenlerin referandum imtihanındaki tutumunu hatırlamak vyea hatırlatmak gereksiz hatta bir açıdan münasebetsiz bile olabilir. Çünkü insanların hatalarından dönmeleri erdemdir ve bir kalbe sahip olmanın ontolojisinde değişmek vardır.
Kimileri insanların değişebileceğini hesaba katmadığı için insana karşı genel olarak “özcü” bir tutum içinde olabilir. Özcülük, ırkçılık olarak, milliyetçilik olarak, sınıfçılık olarak tezahür eder ve her biri de insanı insanlıktan çıkaran duyguların içine gark eder. O yüzden özcü olmamak lazım. İnsanın değişebileceğini varsaymak ve değişeni değiştiği haliyle kabul edebilmek de ayrı bir erdemdir.
Lakin 12 Eylül’ü yargılamaya ön safta koşanlarda bu değişim erdeminden en ufak bir kırıntı bulana aşk olsun. Dışarıda bir pankart, “Sabahın bir sahibi var, sorarlar bir gün sorarlar”diye yazıyor. Altında imzası bulunan dernek, 12 Eylülcülerden hesap sormayı mümkün kılan anayasanın 15. Maddesinin kaldırılmasını sağlayan 12 Eylül Referandumunda fanatik bir ısrarla “hayır” kampanyasını yürütmüş olan, yani bu hesabı sordurmamak için elinden geleni ardına koymamış dernek. Bugün aynı derneğin hiç bir şey olmamış gibi bütün bu sorgu-süal sürecinin kahramanıymış gibi ortaya çıkmasının neresinde nasıl bir erdem var?
Elbette “sorarlar, bir gün sorarlar” da, kuru ve sloganımsı bir romantizmden öte bu sorgu-süalin gerçekleşebilmesi için siz ne yapıyor olacaksınız? Belki gerçekten de bu sloganlaşmış sözde olduğu gibi, size bile yapılan zulmün hesabını yine başkaları soracak ve siz yine öyle baka kalacaksınız.
Bu bakışaçısında ciddi bir kadercilik sorunu olduğundan mı girsek, Türk solunun kibir ve istiğna ile beslenen kinizminden mı çıksak?
RÖVANŞİZM VE ADALET
Esasen birilerinin 12 Eylülcülerle hesaplaşmaya atfettikleri anlam da çok ilginç değil mi? Taze ve bugünlerin darbecilerinin yargılanmasına karşılık hükümet çevrelerini “rövanşizm” suçlamasıyla ortalığı ayağa kaldıran çevrelerin 32 yıl öncesinin darbecisine nasıl bir nefret ve intikam duygusuyla yaklaşıyor oldukları dikkatinizi çekmiyor mu? Açıkça, darbeler arasında “iyi darbe” “kötü darbe” ayırımı yapıyor olmalarından kaynaklanıyor bu kafa karışıklığı. Ama kafa karışıklığı dediğime bakmayın, belli ki, kendilerine kafaları gayet net görünüyor. İçine düştükleri bu çelişkiye dair en ufak bir şikayetleri yok. Çünkü rövanşizm kurbanları diye kendi darbecilerini korurken, karşı darbecileri yaşlarına bakmaksızın getirilip meydanda sallandırılsa itiraz edecekleri yok. Buna rövanşizm diyenin de alnını karışlarlar.
Doğrusu adalet sürecini seyredip rövanşizmle suçlarken bile doğru tahlil edecek bir ölçüleri ve kabiliyetleri yok. Belki seyirci kalmakta ısrar ettikleri içindir bunu anlamıyor olmaları. Yoksa anlamaları gereken şey gayet basittir: Adalet arayışı ile intikam (rövanşizm) belli bir mesafeden bakıldığında birbiriyle karıştırılması çok kolay iki olaydır. Oysa bugün hem 12 Eylülcülere hem Balyoz, Ergenekon ve 27 Nisancılara yapılan, umarız en kısa zamanda 28 Şubatçılara da yapılması beklenen şey sadece adalettir. Bu darbeler bir daha olmasın diye, bir daha hiç kimsenin aklına ne 12 Eylül’ü ne 28 Şubat’ı ne de herhangi bir darbeyi yapmak gelmesin diye tamamlanması gereken bir süreçtir.
Darbe yapmaya teşebbüs etmiş olan veya yapmış olanların yargılanması rövanş değil, herşeyden önce adalettir.
Adalet de cezasız gerçekleşen bir şey değil. Bugün yarım yamalak dramlar üreterek bu adaletin yargıladığı darbecilere acındırmaya çalışmak hem beyhude hem de bir zulüm. Darbecilerin yargılanması bir intikam değil, herşeyden önce, bundan sonra muhtemel darbelerin zulmedebileceği milyonlarca masum insanın devredilemez bir hakkıdır.

You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a Reply

*

cikcik tivitır