Suriye’nin dostları ve dünya düzeni

Dünyanın mevcut düzeninden daha önemlisi nereye doğru gittiğidir. Şimdi, dünün 12 Eylül 1980 darbesi yargılanıyor. Yer yerinden oynadı. İktidar olma ümidini yitirdiği günden beri darbe yanlısı ve davetçisi olan partiler de davacılar arasında yer aldı. İbret ki ibret! Hak yücedir, kaybolmuyor. Darısı gecikmeden Suriye’ye. Hak yerini bulsun. Asr-ı Saadet’te İslâm’ın, Kureyş zalimlerini affettiği gibi milletin gönül yüceliği affedebilir.
İnsanoğlu acelecidir. Başarılar hemen gelsin; zorluk doğmadan bitsin ister. Bu bakış, başarılı adımları değil, geriye kalan zorluğu görür. Oysa nimetin kıymeti görülüp bilinmeli ki kaybedilmesin. Toplum olarak dayanışıp yaşamak zorunda olan insanlık için devlet, en büyük nimetlerdendir.
Acil, saniyenin değer kazandığı felaketlerde, önemli adımlar atılsa da göze, neticeden başka bir şey gözükmüyor. Suriye’nin dostları büyüyor. Çıkarcı itibar kaybediyor. 82 devlet çare için toplanıyor. Ne var ki yıkmak kolay, yapmak zor.
Şimdi beklenen fert fert bütün insanlığın felaketi görerek harekete geçmesi, eylem ortaya koymasıdır. Esad, tanklarla, toplarla ölüm yağdırıyor. Artık haberler; yakılan-yıkılan, harap edilen ev, köy, kentlerden, yaralıdan, zindandan, işkenceden söz etmeyi fazla sayıyor. Sadece şehitleri saymak, gerisini anlamaya yeter oldu. Bu, Müslüman kıyımıdır. Babasının kanlı mirasını aynı vahşetle sürdüren Beşşar, çıkarcı yandaş buldu. Geçici bir koltuk için milletini katleden bahtsız oldu. Ülkesini harap etti.
Suriye’de yalnız insan şehit olmuyor. Vicdan ve insanlık da ölüyor. İnsanlık, vahşet selinde kayboluyor. “Ağlamak çare değil” derlerse de, bu söz Roma’nın paralı ölü ağlayıcıları gibi sahteleri içindir. Yürek yangını, yağmur duası gibi Allah’ın rahmetini davet eder. Gayret doğurur. Netice alır.
Ortada adaletsiz, bozuk bir dünya düzeni var. Fırsatı eline geçiren kaba kuvvet, çıkarını esas alıyor, “Benden değilsen düşmanımsın” diyor. İnsanlığa meydan okuyor. Sonunda rezil oluyor. Ama Müslüman, kimse rezil olsun da istemiyor.
Netice açık: İnsanî yüceliği iptal, ortadan kaldırma imkânı yoktur. Zalim perişan olacaktır. Herkes sussa, İlâhî adalet izin vermez. Bu vahşette, 4 sorumlu var. İkisi asli sorumlu: 1) Esad. 2) Destekçileri. İki fer’i sorumlu: 1) BM’ler, adalet için var zannediliyor. Gerektiğinde yok oluyor. 2) Müslüman sorumludur… İyiliği, Hakkı-Batılı bilmek, insanlık imtiyaz ve sorumluluğudur. İyilikten sorumluluk, Hakk’ı hâkim kılacak ehliyet ve vasıtalara da sahip olmayı içerir. İyilikten sorumlu kimsenin mazereti, tedbirsizlik suçudur. Yok hükmündedir. Allah’tan (cc) niyaz ederiz ki; ibretlerle dolu 20. Asır’da yaşanan vahşetler, Suriye felaketiyle son bulsun. Eksiklerimizi gidermek için bize birlik, irade, gayret ve imkân versin.
İnsanlık camiasının fertleri olarak, “15 Şubat 2003’te” aynı gün tüm dünya meydanlarında, “Bush’un Irak saldırısını” reddettiğimiz gibi, Esad vahşetini de, böyle bir vicdan darbesiyle perişan etmek, zulmü bir kez daha alçaltacak, mazluma destekle, insanlığı ayağa kaldıracaktır. Bu günü organize görevi STK’lardadır.
Allah’ın rahmeti mutlaktır. Müslüman, kayıp asırlarını telafi için gayretini, dayanışmasını artıracak… Aynı duvarın taşları gibi bütünleşecek… Başka yol yok. İnsanlık için tek imkân Kur’an ahlâkıdır. “İner mev’ut olan rahmet”…
Suriye’de bir seneden beri devam eden şehitlerimize Allah’tan rahmet; yaralılarımıza acil şifalar; zindandakilere tez zamanda kurtuluş; yıkılan şehirlerin kış gelmeden imarını diliyor, Suriye dostlarına teşekkür ve Allah’tan başarılar niyaz ediyorum.

You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a Reply

*

cikcik tivitır