Türk Ocakları’nda Neler Oluyor

Fikirlerine katılırsınız, katılmazsınız ama Türk Ocakları 100 yıldır bu ülkede faaliyet gösteren en eski sivil toplum kuruluşu olarak güçlü bir kuruluştur. 1912 Balkan Harbi’nin dumanları arasında kurulmuştur. 1915 Çanakkale savaşında ve Milli Mücadele’de etkin rol oynamıştır. Aynı yıllarda neşredilmeye başlanan Türk Yurdu dergisi de, bilimsel birikimiyle 100 yıldır kültürel konularda yayın yapmaktadır. Gerek Ocak ve gerekse dergi, bu topraklarda, bin yıllık Türk-İslam birikimini yoğuran kuruluşlardır.
Türk Ocakları, cumhuriyet tarihinde, zaman zaman kapatılmışsa da, Ocak’tan yetişen aydınlar, Ocak fikrini sürdürmüşlerdir. Cumhuriyet döneminde yetişen aydınlardan büyük bir kısmı, Ocak ile doğrudan veya dolaylı olarak ilgilidir. Maziye şöyle dönüp bakıldığında, Ocak’ın bir üniversite gibi çalıştığı görülecektir.
Bu 100 yıllık Ocak son 30 senede, kesintisiz faaliyet göstermiş ve bir yandan da Türk Yurdu dergisini neşretmeye devam etmiştir.
Türk Ocakları Genel Başkanlığını yıllardan beri Nuri Gürgür yürütmektedir. Nuri Gürgür, muhit itibariyle Ankara’nın ve Türkiye’nin en güçlü ve herkesle en barışık simalarından biridir ve son derece entelektüel bir şahsiyettir. Son zamanlarda, Gürgür yönetimindeki mevcut yönetimi devirmeye yönelik muhalefetin de ortaya çıktığı görülüyor.
78 kuşağının yakından tanıdığı ve büyük bir hürmet beslediği Efendi Barutçu, muhalefet bayrağını açmış durumda. Açık İstihbarat yazarı Nevval Kavcar da muhalefeti destekleyen yazılar yazmakta. (“Kavcar” soy adının Denizlili şehit ve değerli arkadaşım merhum Osman ile alakasının olup olmadığını bilmiyorum.)
Anlaşılan, Müslüman Türk’ün 100 yıllık ocağı olan Türk Ocakları’nın tarihî ve güncel gücü, bir cazibe merkezi haline gelmiş ki bir operasyona maruz kalıyor.
Muhaliflerin ana görüşü, Ocak Genel Merkezi’nin, yeteri kadar Türk Milliyetçiliği yapmadığı, siyasal bir sapma içinde olduğu ve hatta iktidarı destekler açıklamalarda bulunduğudur.
Ne yalan söyleyeyim; ben bu iddiaları görünce güldüm. Ben, Türk Ocakları’nın 10 yıldır yaşanan değişim-gelişim çizgisine yeteri kadar destek vermediği iddiasındayım. Bunu da ilgili kurullarda dile getirdim.
Türk Ocakları, hiçbir siyasi organizasyonun şemsiyesi altına girmediği için 100 yıldır faaliyet gösteriyor. Şayet, iktidardaki bir siyasî hareketi desteklemiş olsaydı, bugüne kadar yaşaması imkansız olurdu.
Türkiye’nin son 30 yıldır yaşadığı bölücülük tehlikesi karşısında, herkes ve her kurum gibi, Türk Ocakları Genel Merkezi de fikir üretip kamuoyuyla paylaşıyor. Bir sivil toplum kuruluşu için son derece normal bir davranıştır bu.
2009 yılında uygulamaya konulan “Demokratik Açılım Paketi” ile ilgili olarak Nuri Gürgür başkanlığında bir heyet, bir rapor hazırlamış ve kamuoyuna açıklamıştı. Birbirimizden habersiz yazdığımız halde, raporda, benim daha önce yazdığım bir yazımdaki cümlelerle neredeyse bire bir örtüşen tespitlerin olduğunu görmek beni mutlu etmişti ama anlaşılan, o rapordan dolayı mutsuz olanlar da varmış ki, rapor açıklandıktan sonra bir grup milliyetçi, kızılca kıyameti kopardı. “Vay efendim Türkiye’yi bölenlere Türk Ocakları da katıldı!… Vay efendim Genel Merkez iktidar yalakası oldu!…”
Yaygara koparanlar, politik kimliklerinin gereği böyle davranıyorlar; partiler üstü bir sivil toplum kuruluşu olan Türk Ocakları’nı, bir siyasi partinin çizgisine çekmeye çalışıyorlardı. Ankara’da bu oyun oynanır da, taşrada oynanmaz mı? Benim üyesi olduğum şubede de benzeri bir oyun oynandı ve belli bir siyasi partinin sempatizanları yönetime geldi. Tabii bir grup bağımsız aydın olarak, bizler de şubeden elimizi eteğimizi çektik.
Türkiye gittikçe demokratikleşirken, son 10 yıldır, darbeciler-çeteciler sivil toplum kuruluşları aracılığıyla taban bulmaya çalışırken, en köklü sivil toplum kuruluşumuz olan Türk Ocakları’na karşı, “açık istihbarat”çılar tarafından bir operasyonun düzenlenmesi, beni kıllandırmadı desem yalan olur. Bütün sermayesini iktidar muhalefeti olmakla sınırlayanların ve bundan başka hiçbir şey üretmeyenlerin, şimdi Türk Ocakları Genel Merkez yönetimini hedef alması, sıradan bir şey değildir.
Bu operasyonda, bir kuşağın efsane ismi Efendi Barutçu’nun adının geçmesini de yadırgadım. 12 Eylülden önce ve sonra, derviş kişiliğiyle bir karizması olan, mülayemeti ile herkesin sevdiği bir şahsiyet olan ve adı gibi gerçekten “efendi” biri olan Efendi Barutçu’nun adının kirletilmesini de istemem. Böyle bir operasyon, hem Efendi Barutçu’yu zaafa uğratır, hem de Türk Ocakları’nı. Temenni etmeyiz ama Barutçu’nun yıpranması bireyseldir fakat Türk Ocaklarının yıpranması, kurumsal bir yıpranma olur ki kurumsal yıpranmanın bedeli çok ağır olur. Bu iki yıpranma da, ancak düşmanları sevindirir. Bazı merkezlerin, bir taşla iki kuş vurması operasyonu mu yoksa sahnelenen? Çünkü şu anda, en köklü, en etkili ve en güçlü milliyetçi-muhafazakar kuruluş olarak Türk Ocakları ayakta dimdik duruyor.
Her sivil toplum kuruluşunda muhalefetin olması demokrasinin gereğidir ve normal karşılanır; bir şey bildiğimden değil ama olanlardan, Türk Ocakları’na karşı, beni rahatsız eden bir operasyonel koku hissediyorum.
Şayet operasyon başarılı olursa -ki temenni etmiyoruz- Türk Ocakları küçük bir ideolojik dernek haline dönüşecektir. Belki de amaçlanan budur, kim bilir?…
14 Nisan Cumartesi günü Türk Ocakları Genel Kurulu var. Gözlerimiz Genel Kurulda olacak.

You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a Reply

*

cikcik tivitır